5 Aralık 2010

Kadın Sürücüler

Kaldırımdan yola inen kadınlar, ARAÇlarını değiştirerek,  belki de "erkeklerin" iç dünyalarını ve toplumsal rolleri altüst ediyor/bozuyor!
1960 yılında Metin Erksan tarafından çekilen ilk “Şoför Nebahat”, Sezer Sezin. Ben, Fatma Girik’in oynadığı 1970 yapımı Süreyya Duru filmine göz attım. Sanırım arada çekilen iki devam filmi daha var. Taksi şoförlüğü yapan babasının ölümünden sonra, bu işi yapmaya başlayan evin kızına, “şoförlük yapmaya sadece ehliyet almanın yetmediğinin, bu işin raconunu da bilmesi gerektiğinin” öğretildiği hikâye.
Filmin başında Nebahat ile babasının yakın bir arkadaşı arasında geçer alttaki konuşma: 
-Kendin mi çalışmak istiyorsun? Yok canım, olmaz öyle şey.
-Niye olmuyormuş, ayıp mı yani.
-Olmaz be kızım, şoförlük kolay mı zannediyorsun? Gelinlik kızın taksi şoförü olduğu nerede görülmüş?
Nebahat’in şoförlük yapacağını duyan başkaları da girer devreye:
-Kadınların çalışmasına alıştık alışmasına ya, şoförlük garip.
-Yanlış iş yaptı. Şoförlük kadın işi değil.
-Biz erkekliğimizle altından kalkamıyoruz. Çocuk oyuncağı mı İstanbul da direksiyon sallamak?
Nebahat’in arabasına binen ve ondan acele etmesini isteyen İzzet Günay da söylenir indiğinde: “Neden evinde oturup da elinin hamuruyla erkek işine karışırsın bilmem.” Hemen peşinden trafik polisi de bir destur çeker: “Kimlere kaldı bu iş…”
Nihayetinde kendi de inanır Nebahat; şoförlük onun harcı değildir, racona uymadıkça! Nitekim filmin devamında “erkek” olmayı başarabildiği ölçüde başa çıkabilir her şeyle.
Bu filmden 40 yıl sonra, 2010 yılının sonbahar aylarında çıkan haberlere bakarak, araba ve yolla özdeşleşen toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden ve yeniden üretilmediğini söylemek mümkün mü?
- KADIN SÜRÜCÜ durdu, 16 araç birbirine girdi - Milliyet - 27 Eylül 2010
- Polisten kaçan KADIN SÜRÜCÜ, duvara tosladı - Milliyet - 1 Kasım 2010
- KADIN SÜRÜCÜ, yanan aracını bırakıp kaçtı - CNN Türk -  20 Ekim 2010
- KADIN SÜRÜCÜ, berbere daldı  - SkyTürk.net - 13 Ekim 2010
- VE KADINLAR YOLLARDA! - Akşam - 28 Kasım 2010
Kadınların yolda olma durumunu olumsuzlayan bu haberler/tasvirler, cinsiyetin yaygın bir biçimde paylaşılan tanımlarını “SÜR”dürüyor.
  

1 Aralık 2010

"Arka"mıza Baktık!

Onunla ilk defa, kuzenimin “Me, You and Everyone We Know isimli filmi alıyor ve izliyorsun” demesiyle tanıştım: Filmin yönetmeni, senaristi ve başrol oyuncusu, doğduğunda ona verilen ismiyle Miranda Jennifer Grossinger’dı. Soyadını, “kendini en üretken hissettiği ay temmuz olduğu için” (IMDB) July olarak değiştirecek kadar ilginç bir performans sanatçısı ve aynı zamanda bir öykü yazarı. Bu ilk uzun metrajlı filmiyle, 2005 yılında Sundance Film Festivali’nde jüri özel ödülü alan July, aynı yıl Cannes Film Festivali’nde de ödüllendirildi. 2007 yılında yayımlanan “No One Belongs Here More Than You” isimli kitabı, Frank O’Connor kısa öykü ödülü aldı. 2009 Venedik Bienali’nde yer alan işleri bu yaz boyunca New York’ta sergilendi. Tüm bunları anlatıyorum çünkü geçtiğimiz günlerde tesadüfen rastladığım bir videosunda şöyle diyordu: “Herkes ilk filminin ardından ikincisi için acele eder ama benim onun dışında her şey için acelem var.” Nitekim 5 yıl aradan sonra son filmi “Future” bitti ama henüz gösterime girmedi.
Tık Tık Tık...
Gelelim yukarıda, "Tık"ladığınızda daha ayrıntılı bir şekilde göreceğiniz fotoğrafların, Miranda July ile ilişkisine. Sözünü ettiğim videoda July, birazdan anlatacağım www.learningtoloveyoumore.com isimli internet sitesinden, bir takım görevler ışığında çekilen fotoğrafları gösteriyordu.  2002 yılında Harrell Fletcher ile birlikte kurdukları bu site, meğerse her ikisinin belirledikleri görevler doğrultusunda herkesin katılımına açık, interaktif bir projeymiş. 2009 yılında kapanana kadar, dünyanın pek çok ülkesinden 8 bine yakın katılımcı 70 görevi yerine getirmiş. Hatta Seattle’da Oliver ailesi 2007 eylül ayında mevcut 63 görevin hepsini tamamlamış. Her biri son derece kişisel deneyimler içeren bu görevler, bazen katılımcıların yataklarının altlarını fotoğraflamalarını, bazen ilk gençlik yıllarında duvarlarını süsleyen posterleri yeniden yapmalarını, el ele tutuşan yabancıların fotoğraflarını çekmeyi ya da bir bebek kıyafetinin (tulum/zıbın) yetişkin ölçülerinde yapılıp giyilmesini (katılımın en az olduğu görevlerden biri) içeriyor.
Ben en çok yavaş yavaş
diyorum kendime...
Ben de, son derece eğlenceli ve heyecan verici bu görevler içinden ikisini seçip, biraz değiştirip birleştirerek, yakın çevreme kendilerine "arkalarından bakmalarını” önerdim. “Arka” taraflarını çektikleri fotoğraflarına, kendilerine her zaman hatırlattıkları bir cümle, bir slogan düşünmelerini istedim. Yaratıcı ve özgür olabileceklerini de ekledim.
Haliyle ilk sorulardan biri “kendilerinin mi yoksa başkalarının mı bu fotoğrafı çekeceğiydi”. Her ikisini de tercih edenler oldu. Teknik problemler çözüldü; aynalarla konuşuldu, bazen fotoğraf makineleri yerine cep telefonları kullanıldı. Fonlar belirlendi; saçların kesilmesi beklendi. Herkes kendi kişisel hikâyesini yarattı; özel dünyasını paylaştı.
Amerika’dan, Ada’dan, Eskişehir’den… Evden, yeni işin yeni mekânından, Haliç’ten, sokaktan…
Eski dostlar, yeni arkadaşlar, kardeşler, kuzenler, çiftler, anneler, torunlar…
Hepimiz kendi sırtımızı sıvazladık, başımızı okşadık… Dilediğimiz, hatırlattığımız, eğlendiğimiz, aklımıza ilk gelen cümleleri, kelimeleri saçlarımızdan ya da omuzlarımızdan döktük. 
Katılan herkese çok teşekkür ederim...
Sırasıyla... Sıkıntı yok – Kendini düşün – Bakma, gör ve hisset – Hayata daha geniş açıdan bak – Gökyüzü kadar sevmeye devam etmek istiyorum, gökyüzü hep daha da büyüsün – Hayat zaten zor iş, başka iş istemem – Bırak gitsin – Her çıkışın bir inişi vardır – Bak bakalım her şey hayal ettiğin gibi mi? – Nevermind – Free Your Mind – Mecbur muyuz? – Kurtul – You should look your past to get experience – Durma… Devam – Rebirth – Kızımın gözünden – Hayat seni büyük bir hevesle bekliyorum – Hayat boyu el ele – Kadın olmak