2 Mayıs 2012

Anne Öldürdü, Baba Yedi!


Geçtiğimiz sene haziran ayında, Kitap-lık Dergisi’nde bir öykü okumuş ve benzer etkiye sahip bir fotoğrafla yan yana blogda paylaşmıştım. 
Edebiyatla ilişkisi son derece sınırlı bir insan olarak “Çığlık” sanırım her şeyden çok, tıpkı diğer kayıtlar gibi, bir gösteren işlevi gördü. Bütünün, devam eden sürecin bir parçasıydı. 
Şenay Eroğlu Aksoy, bu öykünün de yer aldığı ilk kitabını geçtiğimiz aylarda Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkardı. Zaman zaman blogun vesile olduğu mutlu karşılaşmalardan biri olarak, imzalı bir kopyasını da bana gönderdi. 
Dün kuzenim Tuba Biret Ertan'ın bahsettiği başka bir kitapla, Abis isimli öyküsünün hemen girişini hatırladım:  
“Bahçemin yanı başında yatar ölülerimiz. Uysal, kıpırtısız. Babam en yaşlı servinin altındadır, annem onun yanında. Bizim buralarda ayırmazlar aileleri, yaşarken sarılamayan yaralar, toprakta küllensin diye koyun koyuna yatırırlar annelerle kızları, babalarla oğulları. Kimi zaman mezarlığa girer, taşların aralarında dolanırım; sarı arsız otlar uzamıştır her yanda. Benim mezar yerimse, çekilmiş bir diş yeri gibi çökük, babamın yanında.“
Bu çağrışıma aracılık eden diğer kitap ise, maalesef sadece kapağı ve özellikle başlığı ile konuk oluyor bloga. 40 masalın yeniden yorumlanmasından oluşan bu derleme, elbette orjinallerini de okumayı zorunlu kılıyor. Kitaba ismini veren masal Grim Kardeşler'e ait. The Juniper Tree. Alissa Nutting'e ait yeni versiyonunu okumak için kitabı edinmek gerekiyor ama üvey oğlunu öldüren ve babasına yediren bir annenin "masalını" internetten bulmak mümkün: 
“My mother she killed me, My father he ate me, My sister, little Marlinchen, Gathered together all my bones, Tied them in a silken handkerchief, Laid them beneath the juniper-tree, Kywitt, kywitt, what a beautiful bird am I!”